Bir varmış, bir yokmuş… Çok uzak bir diyarda, Firavun adında kibirli bir kral varmış. Bu kral, insanlara kötü davranır, onlara zulmedermiş. Özellikle de İsrailoğulları’na… Ama Allah, bu zulme dur demek istemiş. Bu yüzden, kalbi tertemiz, dili biraz tutuk ama cesareti dağlar kadar büyük bir peygamber seçmiş: Hazreti Musa (a.s.). Hazreti Musa, Allah’ın emriyle Firavun’a gitmiş ve demiş ki: "Rabbimiz diyor ki: İsrailoğulları’nı serbest bırak!" Ama Firavun, kibirlenmiş, Musa’ya gülüp geçmiş ve onu tehdit etmiş. Allah da Hazreti Musa’ya şöyle demiş: "Gece vakti halkını al ve yola çık. Korkma, ben seninle olacağım." Hazreti Musa, İsrailoğulları’nı toplamış ve gece sessizce Mısır’dan çıkmışlar. Yürümüşler, yürümüşler… En sonunda Kızıldeniz’in kıyısına gelmişler. Ama o da ne? Arkalarından Firavun ve askerleri geliyormuş! Herkes korkmuş, kimileri "Bittik biz!" demiş. O anda Hazreti Musa, elini semaya kaldırmış. Allah ona demiş ki: “Asanı denize vur!” Hazreti Musa, asasını kaldırmış ve büyük bir güvenle denize vurmuş. Ve işte o anda büyük bir mucize gerçekleşmiş: Deniz ikiye ayrılmış! İçinden kocaman bir yol oluşmuş, iki yanında dev su dağları gibi durmuş. İsrailoğulları şaşkın ama sevinçliymiş. O büyük denizden yürüyerek geçmişler. Ardından Firavun da peşlerinden gitmiş, ama deniz tekrar birleşince Firavun ve ordusu sulara gömülmüş. Allah, Musa ve halkını kurtarmış. Herkes secdeye kapanmış, şükretmiş. Ve gökyüzü o gün sevinçle gülümsemiş, çünkü iyilik kazanmış! Gökten üç inci düşmüş: Biri Allah’a güvenenlere, Biri sabredenlere, Biri de bu mucizeyi masal gibi dinleyen sana…
Filtreler
Kategoriler
Yıllar
Son Yazılar
İstatistikler
40
Yazı
13
Kategori
12
Etiket